Güncel Trendler & Öngörüler

Apple ve Google Covid-19’a Karşı

Filmlerdeki gibi iyi güçlerin kötü güçlere karşı birlikte hareket etme vakti! Apple ve Google elele vererek sağlık organizasyonlarına virüsün yayılımını takip etmekte faydası olacak bir uygulama üretti. IOS 13.7 ve IPADOS 13.7 update’ini yaptıysanız iPhone/iPad’inizin Ayarlar bölümünde görebilirsiniz: ‘Exposure Notifications’

Ayarlarınızdan uyarıyı aktif ettiğinizde, bluetooth üzerinden diğer aktif kullanıcılarla etkileşiminizi 14 gün takip edecek şekilde kaydediyor. Bu süreç içinde eğer o kişi Covid-19 pozitif olursa size sistem üzerinden uyarı geliyor. Lakin bu süreçte hiçbir şekilde kişisel bilginiz paylaşılmıyor. Kişiler sadece rastgele atanmış numaralar olarak gözüküyor sistemde. Covid-19’a yakalanan bireyi afişe etmek gibi bir durumdan özellikle kaçınılıyor. Keza afişe olmak bir çok insanı rahatsız edebilir ve uygulamayı kullanmamak için majör sebep olabilir. Halbuki bu sistem ne kadar çok sayıda kişi tarafından aktif kullanılsa sağlık organizasyonlarının filyasyon takibi için o kadar fayda sağlar. Bu sebeple hassas bir konu olan kişilerin bilgilerinin gizlenmesi konusuna özenle eğilinmiş.

Sistemin nasıl işlediğine dair detaylı bilgiye buradan ulaşabilir ve aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz:

ÖNGÖRÜ

Bize ODTÜ’de (İşletme) şirketlerin her daim rekabet içinde değil, yeri geldiğinde işbirliği içinde çalışmalarının stratejik önemi öğretilmişti. Bilgeliğin ise bunu ayırt etmekte yattığının altı çizilmişti. Covid-19’a karşı teknolojik çözümlerin peşinde koşarken bu iki dev firmanın da kendine yetecek deneyimi, bütçesi, ekibi var. Lakin iki firmanın da ayrı ayrı çözümlerle gelmesinin kime ne faydası var? Şirket bilançosuna mı? Sağlık organizasyonuna mı? Topluma mı? Oysa ortak amaçta kitlenilse (Apple ve Google’ın sahip olduğu penetrasyon ve teknoloji kullanılarak Covid-19’un yayılımını takipte aktif rol oynamak, sağlık organizasyonlarına direkt akan birinci elden bilgiye kanal olmak), kaynaklar birleştirilse, daha hızlı ve paylaşımlı maliyetle TEK çözüm sunulsa… Aklın yolu bir değil mi? Bu aksiyonla Apple ve Google – görünürde rakip olan iki şirketin – ne zaman tek şirket gibi omuz omuza hareket ederse kolektif bir fayda doğurduğuna stratejik bir örnek teşkil ettiler.


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

Pantone 2021’in Renklerini Belirledi.

Her sene Pantone bir sonraki senenin renklerini ilan eder. Bu kolay verilen bir karar değildir. ‘Hadi şu renk olsun’ demekten öte bir süreci gerektirir. Sosyolojik, ekonomik, küresel, politik, sağlık, refah gibi bir çok dinamik göz önünde bulundurularak renk kategorisinde yansımaları belirlenir. Dolayısıyla bu senenin rengi seçilen PANTONE 13-0647 Illuminating ve PANTONE 17-5104 Ultimate Gray 2020’nin izlerini ve 2021 beklentilerini temsil ediyor şeklinde bakabiliriz.

Peki sonuç olarak onca rengin arasından neden bu iki renk, özellikleri ne, neyi sembolize ediyorlar?

PANTONE 17-5104 Ultimate Gray + PANTONE 13-0647 Illuminating

Pantone bu iki rengi: ‘Dirayet ve ümidin, dayanıklılık ve yüksek enerjinin evliliği‘ olarak betimliyor.

Zor bir dönemden geçtik 2020’de. 2021’e hazırlanırken, yüreklerimiz geleceğe dair ümit veren sembollere ihtiyaç duyuyor. Grinin pratikliği, bilinir ve güvenilirliliği ile bu canlı sarı tonunun enerjikliği insanın içine umut ve güven serpiyor. Üstelik doğayla bütünleşik renkler olduğunu söyleyebiliriz: güneşin sıcak sarısı, deniz kıyısındaki çakılların rengi, mermer bir zemin veya serin limonata sanki…

ÖNGÖRÜ

Moda çekimlerinden, giyime, mobilyadan halıya bir çok yerde Illuminating sarısını ve Ultimate Gray gri tonunu göreceğiz. İlham vermesi adına size şöyle bir kolaj hazırladım.

Lakin bu renkler moda diye, illa ki koleksiyonunuza, ürününüzün ta kendisine, logonuza taşımak zorunda değilsiniz. Dönemsel olarak detaylara serpiştirmek de bir fikir. Örneğin moda çekiminin, defilenin arka planına, reklamınızdaki oyuncunun kazak rengine, evinizin duvar boyasına, perdenizin desenine, dönemsel çıkaracağınız bir ürünün ambalajına, Instagram’a koyacağınız fotoğrafa, vitrine ve mağaza içi pop-up’lara, kataloğunuzun kapak fontlarına… türlü detayda, bu öne çıkan iki rengi kullanabilirsiniz.


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

Türkiye – Google Trends 2020 Top 10

Google yıl sonunda o senenin en çok aranan 10 başlığını kategori bazlı açıklar. Türkiye’de en çok arananları merak ediyor musunuz? İşte:

Genel bir bakışta zaten görüyoruz ki en çok aranlar 2020’de başımıza musallat olan Covid-19 çerçevesindeki konular: EBA (uzaktan eğitim), Dolar (olumsuz etkilenen ekonomi karşısında değer kaybeden TL ve yükselen $ kuru), Corona virüsü, Zoom (iş, aile ve sosyal çevremizle sanal görüntülü iletişim için), sokağa çıkma yasağı (malum hangi yaş çıkabilir, hangi yaşa yasak, saat kaça kadar izin var, saat kaçtan sonra yasak – konularında kafa karışıklıkları oldu. Dolayısıyla Google’da çok araştırıldı), Sağlık Bakanlığı – En çok aranan isimlere baktığımızda da #1 isim de Sağlık Bakanı, Fahrettin Koca. (Twitter’da da büyük yükseliş gösterdi)

Top 10’da Covid-19 haricinde kalan başlıklarda ise İzmir ve Manisa depremi ile gündeme gelen deprem kaygısı karşımıza çıkıyor.

Ve listenin sonunda ABD seçimlerini görüyoruz. Bu arama başlığı, Trump X Biden çekişmesinde kazananın kim olduğunu Türkiye’nin yakından takip ettiğini gösteriyor.

‘Nasıl?’ sorusu temelli aramalarda ise istisnasız tümünün Covid-19 kaynaklı sorular olduğunu görüyoruz.

Hatırlarsınız #evdekal’dığımız dönemde sosyal medya evde yapılmış ekmek fotoğrafları ile doluydu. Dolayısıyla Google’da en çok aranan tarif de bunu yansıtıyor 🙂

Top 10 listede ramazanın lezzeti pide ile güllaç ve paylaşmanın sembolü aşure bulunuyor. Listede beni gülümseten ise ‘Çökertme Kebabı’ oldu 🙂 Kurabiye, kek tarifinin de listede olmasını beklerdim, demek herkes o tariflere hali hazırda hakim; bunu görmüş olduk 🙂


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

LiveStreaming Türkiye’de İlgi Görür Mü?

LiveStreaming nedir? Nasıl işler? Gelir modeli nedir? Hangi markalar, platformlarında nasıl uyguluyor? Türkiye’de tutar mı? Gelin bakalım.

Live streaming’i canlı yayınlanan video üstünden izleyicinin alışveriş yapmasını mümkün kılan sistem olarak tanımlayabiliriz. Özellikle Çin’de livestreaming üzerinden alışveriş oldukça faal. Dile kolay 560 Milyon kullanıcı var! Kaç ülkenin toplam nüfusu eder? 🙂

Sistemin işleyişi oldukça basit: Influencer (Çin’deki adı ile KOL, Key Opinion Leaders) stüdyosunda, canlı yayın yapmasını mümkün kılan teknoloji donanımı ile e-ticaret platformu üzerinden satış yapar. Bu kendi satış gamı da olabilir, işbirliği yaptığı markanın affiliate pazarlaması da olabilir. İkinci durumda satış üzerinden komisyon, canlı yayının yüzü/sunucusu olmak için sabit ücret (endorsement fee) veya C. Hepsi; influencer için gelir modeli olabilir.

Bu gece 21:00’de Gittigidiyor Müge Boz ile ‘Canlı Alışveriş’ akımında ben de varım diyecek. Bu örnekte influencer’ın canlı yayında sunarak tanıtacağı ürünler Gittigidiyor üstünden satılacak.

Bir diğer modele örnek ise; kendi güzellik markası olan bir influencer’ın canlı yayında, muhtemelen linkin.bio, İyzico, PayTR gibi bir online ödeme platformu üzerinden satış yapması.

Dünya devlerinden örneklere bakalım, nasıl uyguluyorlar?

Amazon, Amazon.com/Live web uzantısı üzerinden canlı yayınlar yapıyor. Ana sayfa ekranında o anki canlı yayını ve geçmiş canlı yayınları görebiliyor, dilediğinizi seyredebiliyorsunuz. Gelecek yayınlar ise yayın saatleri ile duyuruluyor. İlgisini çeken içerikten tüketiciyi yakalamak için moda, yemek, sağlık, bebek gibi çeşitli alt kategoriler bulunuyor.

Amazon Live, yayınlarda bahsi geçen ürün canlı yayında işlenirken, altta ürünün görseli, fiyatı ve ‘Featured’ çerçevesi ile müşterinin görmesi ve linkle satın almaya gitmesini öyle kolaylaştırılmış ki… Aramasına, arama esnasında kaybolmasına, fikrini değiştirmesine, almaktan vazgeçmesine olanak verecek zorlaştırıcı etkenler ortadan kaldırılmış. Tüketiciye ‘no friction’, pürüzsüz ilerleyen bir alışveriş deneyimi sunuyor. Kanalında canlı alışveriş başlatmayı düşünen markalara bu ürüne yönlendirme şeklini benchmark almalarını tavsiye ederim.

Canlı alışverişin satışa dönmesi için yayında tanıtılan ürünün görselini ve fiyat bilgisini ön plana çıkarmak, kolay ve hızlıca ürün sayfasına yönlendirmek şart.

Bir de Alibaba’ya bakalım. Özellikle 2020 Singles Day 1.1 Alışveriş Festivali‘nde o kadar başarılı kullandılar ki canlı yayın alışverişini, Magic Johnson dahi yer aldı 🙂 Tmall Global’ın “Walk of Fame” influencer programı çerçevesinde eski LA Laker basketbol oyuncusu ‘sihrini’ Uncle Bud ürünlerini tanıtarak satışta kullandı. Canlı yayının nasıl işlediğini, Jordan’ın kendisinden bu videoda dinleyebilirsiniz.

Alibaba’dan bahsetmişken Çin’de live streaming pazar değerinin 2019’da 65 milyar $ iken, bu sene 2 katına 130 Milyar $’a ölçeklendiğini de belirtmeden geçmeyelim.

ÖNGÖRÜ

Peki, Live Streaming Türkiye’de tutar mı?

Evet, tutar. Hiç şüphem yok ki tutar. Türkiye’de aktif sosyal medya kullanımı, influencer etkisi ve ünlülerin kullandıklarına sahip olma arzusu baskın olduğu için canlı yayınla satışın ilgi göreceğine kesin gözü ile bakabiliriz. Müşterilerin türlü iletişim kanalından tutulduğu ürün ve mesaj bombardımanı altında sıkışıp bunaldığı bu dönemde yeni bir diyalog kanalı açılması da ilgi görmesi için bir diğer sebep.

Trendyol’dan Hepsiburada’ya e-ticaret platformlarında; Koton’dan LcWaikiki’ye perakende markalarının websitelerinde, Modacruz ve Dolap gibi ikinci el satış platformlarında, IG Live gibi live içerik üretilebilen sosyal medya kanallarında… özetle satışa dönüş oranı oldukça yüksek bu uygulama, ürün satan her markanın online alışveriş ve SHOP özelliği olan Instagram ve Facebook gibi sosyal medya platformlarında kendine yer bulacaktır. Bu sebeple 2021 Pazarlama bütçelerinde ‘livestreaming’e de yer açılmalı.


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

Finansal Teknoloji’nin Güçlü İsmi: İyzico

Bugünkü yazımda 2013 yılında kurulan, 6 sene gibi kısa bir sürede ulaştığı başarı ile en büyük global teknoloji yatırımcılarından Naspers Group’a ait, dünya ödeme devi PayU tarafından 165 milyon $ karşılığında satın alınan İyzico‘dan bahsetmek istiyorum. (Bu bir reklam değildir, beğenidir 🙂

İyzico, kendi tanımı ile: İnternetten alışveriş deneyimini hem alıcılar hem de satıcılar için kolaylaştıran bir finansal teknolojiler şirketi. Platformun kurumsal hizmet ayağında H&M, Nike, Zara, Decathlon, Letgo, Çiçeksepeti, sahibinden.com gibi dev e-ticaret hacimlerinde ödeme akışı sağlanıyor. Toplamda 29.000 website İyzico ödeme altyapısını kullanıyor.

Bugüne kadar İyzico ödeme altyapısı üzerinden 15 Milyar TL tutarında 3 Milyon işlem gerçekleşti.

İki boyutta hizmet sunuyorlar. Birincisi online alışveriş yapmak isteyip banka hesabı ve/veya kart sahibi olmayan kişileri hedefliyor. Akbank girişimi olan AkÖde tarafından geliştirilmiş elektronik para platformu Tosla bu alandaki rakiplerinden.

İkinci hizmet şekli şirketlere yönelik. Yukarıda bahsi geçen dev e-ticaret şirketleri ve yüksek ödeme akışlı platformlar da müşterileri arasında, Instagram’dan, Etsy’den, websitesinden satış yapan küçük işletmeler ve bireyler de… Sanal POS, pazaryeri ödeme çözümleri ve link ile ödeme alma hizmetleri karmaşık ödeme alma süreçlerini kolaylaştırarak kurumsal ve bireysel satıcılar ile müşteriler arasında satış köprüsü kuruyor ve onlara web siteleri ve sosyal medya üzerinden global olarak online ticaret yapabilme fırsatı sunuyor. Bu hizmetlerin karşılığında İyzico satış tutarından komisyon alıyor.

Kendi şirketimmiş gibi övdüm İyzico’yu, farkındayım 🙂 İyi iş yapanlar takdir toplamalı. Kurum olarak sosyal sorumluluk destekleri de kalpleri fethediyor. Bunlardan biri Time’ın 2019’un en iyi 100 buluşu arasında gösterdiği, görme engelliler için yapay zeka destekli baston, WeWALK‘a verdikleri destek!

Böyle güzel işlere ve işbirliklerine devam İyzico!


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

Moda ve Lüks Yöneticilerini Ne Kaygılandırıyor?

McKinsey & Company ve The Business of Fashion‘ın her sene hazırladığı, gelecek senenin öngörülerini barındıranThe State of Fashion 2021 raporu moda ve güzellik sektörü için değerli bir rapordur. 128 sayfalık raporu sizler için eğitim/konuşmalarımda bir bir ele almak mümkün ama bu yazıya sığdırmak olanaksız. Yazıya taşımak için cımbızla, önemli bir nokta barındırdığına inandığım bir araştırma sonucunu seçtim: Mass markalardan lüks segmente, geniş yelpazedeki yöneticilere yöneltilen ‘2021’nin en büyük zorluğu ne olacak?’ sorusuna verilen cevaplar.

Zorluk için verilen bir numaralı cevap tabii ki Covid-19 ve ekonomik sarsıntısı. Ardından gelen, 2. sıradaki zorluğun önemli olduğunu düşünüyorum: Değişen Tüketici Talepleri ve Davranışları.

2020’de şirketlerin iş alanı ne olursa olsun, ortak önceliği ‘kriz yönetimi’ idi: Değişen iş yapış ve yaşam düzeni, değişen yerel, küresel, sektörel dinamikler ve tüm bu etkenlerin sonucunda külliyen değişen bir şey varsa o da tüketicinin ta kendisi oldu.

Sağlık kaygısı, hijyen arayışı, karantinada kendi kendine kalış, huzur sığınağımız evlerin çalışma alanına dönmesi, çocuklu ailelerde iş-okul-günlük işler-öğün düzeninin oturtulması, sevdiklerine özlem duyulması, sosyal hayattan kopulması bir yana; şirketlerden talep ettikleri ürün ve hizmetler; markalardan bekledikleri öncelikler ve değerler de değişti. Tüm taşlar yerinden oynadı. Bilinmediğin sularına yelken açıldı. Sanmıyorum ki bir tane dahi şirket ‘2020’nin 1. çeyreğinden sonra iş yapışımızda hiç bir değişiklik olmadı’ desin, hali hazırdaki ürün ve hizmetlerini geliştirmeden veya değiştirmeden devam edebilmiş olsun. ‘Push strategy’ yönetimi geride kalalı onlarca sene olmuşken, ürünüm/hizmetim hiç değişmeden, değişmiş müşteriye kendini sattırır, diyebilen var mı?

Sanmıyorum ki bir tane dahi şirket 2020’nin 1. çeyreğinden sonra iş yapışımızda hiç bir değişiklik olmadı desin, hali hazırdaki ürün ve hizmetlerini geliştirmeden veya değiştirmeden devam edebilmiş olsun.

KISSADAN HİSSEYE

Müşterinin bugün ne istediğini bilmek; çok geç! Fark yaratan nereye evrildiğini ve yeni ihtiyaç/arzularının ne olacağını öngörmek. Arzum Küçük Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat Kolbaşı TOBB’un webinarı, ‘Salgın Sonrasında Yöneticilere Kurumsal Öneriler’ konuşmasında trendlerin izinden gitmenin önemini vurguladı. Ne kadar doğru!

Pusula: Trendler, perspektif: Değişen tüketicinin beklentilerini karşılamak olursa, işte bu harmandan örnek gösterilecek başarılar çıkar!

Bu noktada TrendMiles uzmanlığı devreye giriyor. ‘Global Trendler ve Tüketimin Geleceği eğitim ve konuşma içeriklerime dair daha detaylı bilgiyi aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Talepleriniz için exclusive konuşmacısı olduğum, Speaker Agency ile iletişime geçebilirsiniz. Birlikte çalışmak dileği ile…


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


 

Güncel Trendler & Öngörüler

‘Kırmızı Oda’ Dizisi Neden Tuttu?

Trendlerin peşindeysek, ‘Kırmızı Oda’ dizisinin neden #trendingtopic olduğunu da masaya yatırmak lazım 🙂

Cuma akşamları TV 8’de yayınlanan dizinin izlenme rakamlarına bakarsak: YouTube kanalındaki izlenme sayısı: 220 Milyon! Televizyonda ise TV 8’in istatistiklerine göre hem total hem AB’de Kırmızı Oda tüm kanallar arasında #1 numarada!

Yaşanan gerçek hikayelerden esinlenerek uyarlanan “Kırmızı Oda” dizisinde, psikiyatri kliniğinde doktorların ve onlara başvuran hastaların hayatları ekrana geliyor. Hikayelerin gerçek kaynaklı olması ve Türkiye’nin sinesine çektiği bir çok travmatik ögeyi barındırması sebebiyle, hastaların hikayelerini dinleyen izleyici ile duygusal bir bağ kuruluyor. Bazen bir karakterde kendi yaralarınızdan bir iz görüyorsunuz, bazen ‘Nasıl insanlar var, bu yapılır mı?!’ diye kızgınlık duyuyorsunuz, bazen de izlediğiniz hastaya ‘Bunu kendine yapma’ diyerek sımsıkı sarılmak istiyorsunuz. Empati, öfke, hoşgörü gibi bir çok insani duyguyu sadece bir bölümüne bile öyle dolu dolu sığdırıyorlar ki. İşte, neden bu kadar tuttu sorusunun cevabı da burada yatıyor.

Covid-19’un hayatımıza girmesi iç dünyamızı çok çalkaladı. İlk #evdekal döneminde (Mart-Haziran 2020) hayatımızda belki de ilk defa kendimizle bu kadar çok vakit geçirdik. Durduk, düşündük: ‘Ben ne yapıyorum? Yaptığım işi seviyor muyum? Hayatımdan memnun muyum? Bu şehrin karmaşası dışında bir hayat mümkün mü? Ailem ve arkadaşlıklarımla görüşemiyorum, özlem ne zor bir şeymiş! Kıymetlerini biliyor muyum? Hayat pamuk ipliği gibi bir virüsün ucunda imiş, hakkını vererek yaşıyor muyum? Peki, bundan sonra ne yapacağım?’ gibi sorular aklımızda döndü durdu. Benim çevremden işini bırakan da oldu, Ege’nin bir kıyı beldesine taşınan da, eşinden boşanan da… İş – ikametgah – medeni durum: Ne kadar temel, insanın hayat akışını değiştirecek kararlar değil mi?

Kendi kendimize kaldığımız bu sürede bugünkü halimizi gözden geçirirken, geçmişi de masaya yatıracak çok vakit oldu.

Kendi kendimize kaldığımız bu sürede bugünkü halimizi gözden geçirirken, geçmişi de masaya yatıracak çok vakit oldu. ‘Nerede hata yaptım? Neden bu başıma geldi? ve bir çok keşke cümlesi…

Kendimizle yüzleştiğimiz, maddi kaygılarla ve gelecek belirsizliği ile cebelleştiğimiz bu dönem pek çoğumuz için kolay geçmedi. Yılın 3. çeyreğinde, bitse de kurtulsak diye umduğumuz Covid-19 virüsünün tekrar alevlenmesi hepimizin zaten sıkkın olan canını daha da sıktı. Bu kış da belli ki evde geçecek. İşimden olur muyum, nasıl geçinirim endişesi toplumumuzun içini kemirmeye devam edecek. Hayat daha iyiye gidecek mi konusunda pek de ümitli olunmayan işte bu günlerde Kırmızı Oda yayına girdi.

Dizinin üç alanda fayda sağladığını düşünüyorum. Birincisi: Ruhu yaralı ve yorgun bir çok birey var, yalnız değilim duygusunu kuvvetlendirdi. ‘Sadece bende değil, bak onda da var’, ‘İnsanların başına neler geliyor yahu, halime şükür’ düşüncesinin insan psikolojisi üstünde rahatlatıcı bir etkisi var. İzleyiciye bu iyi geldi. Daha fazla hasta hikayesi, daha fazla empati ve şükür demek, yani izlemeye devam!

İkinci faydası da klinikteki psikiyatristlerin travmaları değerlendirişlerini ve tedavi süreçlerini gözlemleyebileceğimiz çok fırsat sunuyor olması. Arkadaşlar arasında konuşurken bile ‘geçen bölümde çöp biriktiren bir hasta vardı. Meğer altında şu sebep yatıyormuş’ gibi yorumlar yaparken buluyoruz kendimizi. Bu anlamda psikolojik rahatsızlıkları bulunan insanlara daha hoşgörülü ve empatik olmamız açısından topluma katkı sağladığını düşünüyorum.

Üçüncü faydası da toplum gözündeki ‘psikiyatri = deli doktoru’ önyargısını kırmaya hizmet edişi. Araştırma yapılsa, eminim ki dizinin etkisi ile psikiyatrist ve psikolog randevularının arttığını gösterirdi bize.

Araştırma yapılsa, eminim ki dizinin etkisi ile psikiyatrist ve psikolog randevularının arttığını gösterirdi bize.

Normalde makalelerimi ciddi üslupta öngörülerle bitiririm. Bu sefer işi mizaha vurmak istiyorum: İnternette gördüğüm caps’ler ile bitiriyorum:)


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

Marka & Mobil App’te zirve: Gucci

Marka, lüks, mobil uygulama kombininde şampiyonluk kupası Gucci’nin hakkı! Buna kimsenin itirazı olmayacaktır. Bir markanın app’ının nasıl olursa tüketicinin ilgisini çeker, markasına dair bilgi verir, uygulama içinde vakit geçirtir, uygulama sonrasında da etkisi devam eder; bütün bunların örneğini görmek için Gucci App‘ı telefonunuza yüklemenizi öneririm.

Neden mi? Çünkü kuru kuru koleksiyonunu göstermekten çok öteye geçiyor Gucci. Virtual try-on AR (Augmented Reality / Artırılmış Gerçeklik) ile ayakkabılarını, güneş gözlüklerini ve bir çok ürününü deneyebiliyorsunuz. Vasat bir deneme de değil bu, Gucci Sneaker Garage’ı (Arcade tab’i altında) deneyince göreceksiniz.

Arcade tab’inde gaming ile ürünlerini ve Gucci ikonlarını ustalıkla biraraya getiriyor. Örneğin Bloom parfümlerini celebrity’nizi seçerek oynadığınız bir oyunla deneyimliyorsunuz. Gucci’nin uğur böcekleri de başka bir oyunun teması.

Bunun yanı sıra daha bir çok eğlendirici uygulama var Gucci app içinde. Örneğin wallpaper’lar arasından beğendiğinizi telefonunuza ekran arka planı yapabilirsiniz. Gucci rujlarının renklerini AR teknolojisi ile dudaklarınızda görebilirsiniz. Gucci’nin yeni koleksiyonları hakkında (kısa ve boğmayan) bilgi alabilir, ürünleri inceleyebilirsiniz.

ÖNGÖRÜ

Aslında Gucci’nin nihai amacı kıyafetlerini satmak değil mi? Lakin app’ta göreceksiniz ki kıyafetler asla ön planda, gözünüze sokulmuş şekilde değil, aralara serpiştirilmiş halde görüyorsunuz. Uygulamayı kullanan tüketicisi, potansiyel tüketicisi, marka severi ve/veya imrenicisi diyelim; uygulama içinde gezerken markaya ait üründen çok daha fazla şeyle karşılaşıyor. Ve kesinlikle eğleniyor! Oyunlar oynuyor, beğendiği ürünleri deniyor, Gucci’nin çalma listelerini ve podcast’lerini dinleyebiliyor, DIY (Do-it-yourself / Kendin Yap) kısmında ürünleri kendi zevkine büründürebiliyor, defileleri izleyebiliyor, ‘Gucci Garden’ ile Gucci atmosferinde sanal bir gezintiye çıkabiliyor, indirdiği ekran arka planı ile sonrasında da etkileşime devam ediyor. Apple Store’da uygulama sayfasına gittiğinizde kullanıcının uygulamayı ne kadar sevdiğini ve methiyelerde bulunduğunu göreceksiniz.

Sizce kaç marka bu kadar başarılı bir uygulamaya imza atabiliyor?

Marka yöneticileri için şapkayı önüne koyup düşünme vakti! Marka için tasarladığınız uygulamanızın amacı ne: Sadece ürün ve hizmetleri tanıtmak, satış yapmak mı? Kullanıcının deneyimine bir anlam, fark katıyor mu? Markaya duyulan sevgi ve bağı güçlendiriyor mu? Kullanıcının uygulama içinde daha uzun süre kalmasını teşvik ediyor mu? Pandemi ile gelen hastalanma, sevdiklerine bir şey olma korkusu, ekonomik sıkıntılar, evden çalışma düzeninin getirdiği zorluklar, geleceğin belirsizliği ve benzeri, 2020’nin zorlayıcı dinamiklerinde mutlu anların özlemini çeken tüketiciye nefes aldırıyor, eğlendiriyor, anlık bile olsa onu zorlu hayat şartlarından çekip çıkarabiliyor mu? Bu sorulardan birine bile cevabınız ‘Hayır’ ise uygulamanızı iyileştirme vakti için ziller çalıyor demektir!

Güncel Trendler & Öngörüler

2020 Black Friday Online Alışveriş İstatistikleri

İyzico, Black Friday’de gerçekleşen online alışveriş istatistiklerini paylaştı. Digital Age‘den aldığım istatistiksel verileri sizlere kolaylık olması dileği ile tek tek listeledim. Aşağıdaki linkten pdf’i indirebilirsiniz.


Eğitim ve Konuşma Başlıkları


Güncel Trendler & Öngörüler

Spotify’dan Yeni Hamle: Story

Facebook, Instagram, LinkedIn, YouTube, Twitter yapar da Spotify niye eksik kalsın? Spotify Story fonksiyonunu test ediyor.

Tam dönemi olan ve çok dinlenilen Christmas Hits Playlist’inde yer alan sanatçılar (Jennifer Lopez’den Kelly Clarkson’a) çalma listesi sayfasında story’lerini paylaştılar.

ÖNGÖRÜ

Sosyal medyanın dev platformları sundukları hizmetlerde ayrışan özelliklere sahipler: LinkedIn: iş çevresi ile bağlantı, Facebook: eş dostla iletişim, Instagram: Influencer’ları takip, Twitter: ekonomik ve politik gündemin nabzını tutma gibi… Her biri konumlandıkları bu alanlara nitelikli fonksiyonlarla liderlik etseler de hepsinin ortak fonksiyonu Story haline geldi. Sormaktan kendimi alamıyorum: ‘Gerçekten de Story’nin her platformda olmasına gerek var mı?’ Instagram’a çok yakışıyor, Facebook’a da öyle. LinkedIn ve Twitter da belki ama Spotify’ı sorguluyorum.

Gerçekten de Story’nin her platformda olmasına gerek var mı?

Spotify’ın içerik sağlayıcısı olan müzik sanatçıları zaten Instagram’da aktifler: Story, Reel, post, boomerang, IGTV, Live gibi tüm fonksiyonları etkin kullanıyorlar. Hayranları ile birebir iletişim halindeler. Spotify aynı sanatçılara kendi platformunda Story fonksiyonunu sunduğunda daha farklı ne yapmalarını bekliyor? ‘Herkes yapıyor, ben de yapmalıyım!’ motivasyonundan öte sisteme ne kattığının altı maalesef boş. Henüz bilmediğimiz, kurgulanacak yeni stratejilerle zaman içerisinde fark yaratan bir fonksiyona dönüşebilir. Lakin şu anki hali ile bilineni tekrar etmekten öteye geçmiyor.

Hepimiz aynı anda birden fazla sosyal medya kanalını aktif olarak kullanıyoruz çünkü biliyoruz ki kişisel ve profesyonel olarak sosyal medyada aktif ve görünür olmak kişisel markamıza artı yazıyor. Dolayısıyla da vazife gibi sosyal medyada aktif olmaya emek ve zaman harcıyoruz. Bazen her kanal için aynı bazen de her kanal için ayrı içerik paylaşıyoruz. Dikkat çekecek görsel seçmek, kanalın görsel boyutlarına ölçeklemek, uygun metni yazmak, erişimini arttıracak hashtag’leri belirlemek, ilgili kişiyi veya kurumu tag’lemek… Bunun Instagram’ı, Facebook’u, LinkedIn’i, nice kanal sayısı ile çarpınca etti mi size her kanala sadece bir adet post girmek için minimum günde 1 saat. Bir de buna story’ler eklenince, yük üstüne yük. Buna vaktiniz ve enerjiniz var mı?

Sunulan hizmet kullanıcının yaşamını kolaylaştırmıyor, katma değer sağlamıyorsa, hayatın harala gürelesinde kendine yer edinemiyor. Şirket tarafından ‘platformumda daha çok vakit geçirsin’ arzulanırken, kullanıcı gözünde ‘buna vakit ayıramayacağım‘a dönüşebiliyor.


Eğitim ve Konuşma Başlıkları