Güncel Trendler & Öngörüler

Moda ve Lüks Yöneticilerini Ne Kaygılandırıyor?

McKinsey & Company ve The Business of Fashion‘ın her sene hazırladığı, gelecek senenin öngörülerini barındıranThe State of Fashion 2021 raporu moda ve güzellik sektörü için değerli bir rapordur. 128 sayfalık raporu sizler için eğitim/konuşmalarımda bir bir ele almak mümkün ama bu yazıya sığdırmak olanaksız. Yazıya taşımak için cımbızla, önemli bir nokta barındırdığına inandığım bir araştırma sonucunu seçtim: Mass markalardan lüks segmente, geniş yelpazedeki yöneticilere yöneltilen ‘2021’nin en büyük zorluğu ne olacak?’ sorusuna verilen cevaplar.

Zorluk için verilen bir numaralı cevap tabii ki Covid-19 ve ekonomik sarsıntısı. Ardından gelen, 2. sıradaki zorluğun önemli olduğunu düşünüyorum: Değişen Tüketici Talepleri ve Davranışları.

2020’de şirketlerin iş alanı ne olursa olsun, ortak önceliği ‘kriz yönetimi’ idi: Değişen iş yapış ve yaşam düzeni, değişen yerel, küresel, sektörel dinamikler ve tüm bu etkenlerin sonucunda külliyen değişen bir şey varsa o da tüketicinin ta kendisi oldu.

Sağlık kaygısı, hijyen arayışı, karantinada kendi kendine kalış, huzur sığınağımız evlerin çalışma alanına dönmesi, çocuklu ailelerde iş-okul-günlük işler-öğün düzeninin oturtulması, sevdiklerine özlem duyulması, sosyal hayattan kopulması bir yana; şirketlerden talep ettikleri ürün ve hizmetler; markalardan bekledikleri öncelikler ve değerler de değişti. Tüm taşlar yerinden oynadı. Bilinmediğin sularına yelken açıldı. Sanmıyorum ki bir tane dahi şirket ‘2020’nin 1. çeyreğinden sonra iş yapışımızda hiç bir değişiklik olmadı’ desin, hali hazırdaki ürün ve hizmetlerini geliştirmeden veya değiştirmeden devam edebilmiş olsun. ‘Push strategy’ yönetimi geride kalalı onlarca sene olmuşken, ürünüm/hizmetim hiç değişmeden, değişmiş müşteriye kendini sattırır, diyebilen var mı?

Sanmıyorum ki bir tane dahi şirket 2020’nin 1. çeyreğinden sonra iş yapışımızda hiç bir değişiklik olmadı desin, hali hazırdaki ürün ve hizmetlerini geliştirmeden veya değiştirmeden devam edebilmiş olsun.

KISSADAN HİSSEYE

Müşterinin bugün ne istediğini bilmek; çok geç! Fark yaratan nereye evrildiğini ve yeni ihtiyaç/arzularının ne olacağını öngörmek. Arzum Küçük Ev Aletleri Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Murat Kolbaşı TOBB’un webinarı, ‘Salgın Sonrasında Yöneticilere Kurumsal Öneriler’ konuşmasında trendlerin izinden gitmenin önemini vurguladı. Ne kadar doğru!

Pusula: Trendler, perspektif: Değişen tüketicinin beklentilerini karşılamak olursa, işte bu harmandan örnek gösterilecek başarılar çıkar!

Bu noktada TrendMiles uzmanlığı devreye giriyor. ‘Global Trendler ve Tüketimin Geleceği eğitim ve konuşma içeriklerime dair daha detaylı bilgiyi aşağıdaki linklerde bulabilirsiniz. Talepleriniz için exclusive konuşmacısı olduğum, Speaker Agency ile iletişime geçebilirsiniz. Birlikte çalışmak dileği ile…



Güncel Trendler & Öngörüler

‘Kırmızı Oda’ Dizisi Neden Tuttu?

Trendlerin peşindeysek, ‘Kırmızı Oda’ dizisinin neden #trendingtopic olduğunu da masaya yatırmak lazım 🙂

Cuma akşamları TV 8’de yayınlanan dizinin izlenme rakamlarına bakarsak: YouTube kanalındaki izlenme sayısı: 220 Milyon! Televizyonda ise TV 8’in istatistiklerine göre hem total hem AB’de Kırmızı Oda tüm kanallar arasında #1 numarada!

Yaşanan gerçek hikayelerden esinlenerek uyarlanan “Kırmızı Oda” dizisinde, psikiyatri kliniğinde doktorların ve onlara başvuran hastaların hayatları ekrana geliyor. Hikayelerin gerçek kaynaklı olması ve Türkiye’nin sinesine çektiği bir çok travmatik ögeyi barındırması sebebiyle, hastaların hikayelerini dinleyen izleyici ile duygusal bir bağ kuruluyor. Bazen bir karakterde kendi yaralarınızdan bir iz görüyorsunuz, bazen ‘Nasıl insanlar var, bu yapılır mı?!’ diye kızgınlık duyuyorsunuz, bazen de izlediğiniz hastaya ‘Bunu kendine yapma’ diyerek sımsıkı sarılmak istiyorsunuz. Empati, öfke, hoşgörü gibi bir çok insani duyguyu sadece bir bölümüne bile öyle dolu dolu sığdırıyorlar ki. İşte, neden bu kadar tuttu sorusunun cevabı da burada yatıyor.

Covid-19’un hayatımıza girmesi iç dünyamızı çok çalkaladı. İlk #evdekal döneminde (Mart-Haziran 2020) hayatımızda belki de ilk defa kendimizle bu kadar çok vakit geçirdik. Durduk, düşündük: ‘Ben ne yapıyorum? Yaptığım işi seviyor muyum? Hayatımdan memnun muyum? Bu şehrin karmaşası dışında bir hayat mümkün mü? Ailem ve arkadaşlıklarımla görüşemiyorum, özlem ne zor bir şeymiş! Kıymetlerini biliyor muyum? Hayat pamuk ipliği gibi bir virüsün ucunda imiş, hakkını vererek yaşıyor muyum? Peki, bundan sonra ne yapacağım?’ gibi sorular aklımızda döndü durdu. Benim çevremden işini bırakan da oldu, Ege’nin bir kıyı beldesine taşınan da, eşinden boşanan da… İş – ikametgah – medeni durum: Ne kadar temel, insanın hayat akışını değiştirecek kararlar değil mi?

Kendi kendimize kaldığımız bu sürede bugünkü halimizi gözden geçirirken, geçmişi de masaya yatıracak çok vakit oldu.

Kendi kendimize kaldığımız bu sürede bugünkü halimizi gözden geçirirken, geçmişi de masaya yatıracak çok vakit oldu. ‘Nerede hata yaptım? Neden bu başıma geldi? ve bir çok keşke cümlesi…

Kendimizle yüzleştiğimiz, maddi kaygılarla ve gelecek belirsizliği ile cebelleştiğimiz bu dönem pek çoğumuz için kolay geçmedi. Yılın 3. çeyreğinde, bitse de kurtulsak diye umduğumuz Covid-19 virüsünün tekrar alevlenmesi hepimizin zaten sıkkın olan canını daha da sıktı. Bu kış da belli ki evde geçecek. İşimden olur muyum, nasıl geçinirim endişesi toplumumuzun içini kemirmeye devam edecek. Hayat daha iyiye gidecek mi konusunda pek de ümitli olunmayan işte bu günlerde Kırmızı Oda yayına girdi.

Dizinin üç alanda fayda sağladığını düşünüyorum. Birincisi: Ruhu yaralı ve yorgun bir çok birey var, yalnız değilim duygusunu kuvvetlendirdi. ‘Sadece bende değil, bak onda da var’, ‘İnsanların başına neler geliyor yahu, halime şükür’ düşüncesinin insan psikolojisi üstünde rahatlatıcı bir etkisi var. İzleyiciye bu iyi geldi. Daha fazla hasta hikayesi, daha fazla empati ve şükür demek, yani izlemeye devam!

İkinci faydası da klinikteki psikiyatristlerin travmaları değerlendirişlerini ve tedavi süreçlerini gözlemleyebileceğimiz çok fırsat sunuyor olması. Arkadaşlar arasında konuşurken bile ‘geçen bölümde çöp biriktiren bir hasta vardı. Meğer altında şu sebep yatıyormuş’ gibi yorumlar yaparken buluyoruz kendimizi. Bu anlamda psikolojik rahatsızlıkları bulunan insanlara daha hoşgörülü ve empatik olmamız açısından topluma katkı sağladığını düşünüyorum.

Üçüncü faydası da toplum gözündeki ‘psikiyatri = deli doktoru’ önyargısını kırmaya hizmet edişi. Araştırma yapılsa, eminim ki dizinin etkisi ile psikiyatrist ve psikolog randevularının arttığını gösterirdi bize.

Araştırma yapılsa, eminim ki dizinin etkisi ile psikiyatrist ve psikolog randevularının arttığını gösterirdi bize.

Normalde makalelerimi ciddi üslupta öngörülerle bitiririm. Bu sefer işi mizaha vurmak istiyorum: İnternette gördüğüm caps’ler ile bitiriyorum:)